22 Ocak 2026
Bodil Petersson
1970’lerdeki çocukluğum sırasında yazlarımı, İsveç’in güneyinde, bölgede turizmi teşvik çabalarının bir parçası olarak o zamanlar ve halen Kristal Krallığı diye adlandırılan Småland’da geçirirdim. Babamın 1930’larda büyüdüğü Nybro kasabası, cam fabrikaları Engshyttan ve Pukeberg ile tanınırdı. 1880 doğumlu büyükbabam bu cam fabrikalarında çeşitli zamanlarda cam üfleyicisi olarak istihdam edilmişti. Aile ayrıca Pukeberg cam fabrikasına yakın bir yerde yaşıyordu. Çocukluğumda, yazları Småland’ın farklı bölgelerinde kuzenleriyle buluştuğunda bazen babama eşlik ederdim. Kuzenlerinden kimileri Orrefors ve Älghult’dakilerin yanı sıra artık var olmayan diğer cam fabrikalarında çalışıyordu. Çocukluğum ve ergenliğim süresince ve yetişkin hayatım boyunca, babamın doğduğu yere her döndüğümde, cam endüstrisinin somut dönüşümünü ve sonunu, günümüzün cam sanatı konusunda uzmanlaşmış cam fabrikalarının ortaya çıkışını gözlemledim.
Bu deneyimlerim, endüstriyel üretim neredeyse tamamen durmuş olsa bile camın Småland’ın kimliği için neden hâlâ bu kadar önemli olduğunu düşünmeme sebep oldu. Bunun açıklaması büyük ölçüde tarihte ve tarihin günümüzle etkileşiminde yatıyor. Geçmişte çok gerekli olan orman, cam fabrikalarına fırınlar için odun sağlıyordu. Bu bölge orman bakımından çok zengindi. Üretimde kullanılan kum da başlangıçta yerel kaynaklardan temin ediliyordu. Farklı biçimlerde de olsa cam yapımı, sofra ve lamba camının yerini cam sanatının almasından yıllar sonra bile ziyaretçilerin ilgisini çekmeye devam ediyor. Üretim zanaattan sanayiye ve oradan da tekrar geriye döndü. Cam endüstrisi ürünlerinin yerini bir sanat eseri ve sanatsal ifade olarak cam aldı, bu yaklaşım bugün bölgeye gelen ziyaretçilerden büyük ilgi görüyor.
Cam yapımıyla akrabalarımın dışında çok farklı yollar aracılığıyla da karşılaştım. Bir arkeolog olarak, prehistorik ve historik bölgelerdeki kazılarda bazen cam objeler bulunduğunu biliyorum. En güzel ve iyi korunmuş objeler nihayetinde müzelerde teşhir ediliyor. İskandinavya ve İsveç bölgelerinde rastlanan arkeolojik buluntular arasındaki daha dikkat çekici cam objeler, MS 0-400 yılları arasında Roma Demir Çağı olarak adlandırılan dönemin zengin ortamlarıyla ilişkili. Bu çağda İskandinavya’da yerel cam üretimi olmadığından tüm cam içme kapları Akdeniz’deki Roma İmparatorluğu’ndan ithal edilmiş. Çoğunlukla Demir Çağı oda mezarları ve höyükleri gibi özel gömü alanlarında bulunan bu antik cam objeler zengin ve güçlü kişilere verilmiş değerli mezar hediyeleri vasfı taşıyor. (1)
Özellikle Viking Çağı toplanma salonları ve takriben MS 800-1200 dönemine ait erken Ortaçağ kiliseleriyle bağlantılı olmak üzere, pencere camı olarak kullanılmış düz camlara ait arkeolojik buluntular da var. Başlangıçta bu düz cam nesneler sonraki tarihi zamanların kalıntıları olarak yorumlanmış, fakat Viking Çağı ve Ortaçağ yerleşimlerinin kazılmasıyla birlikte onların çağdaşı olarak yeniden tanımlanmış. (2)
Cam boncuk, İskandinav arkeolojik kayıtlarında sıkça yer alan bir başka objedir; bazen sıradan kültürel kalıntılar içinde bulunurken bazen de mezar hediyesi niteliğinde, ölülerin boyunlarına takılan kolyeler olarak toplu setler halinde çıkarılmıştır. İskandinav arkeolojik malzemelerindeki en eski cam boncuklar mavi renklidir ve İskandinavya’ya ta Mısır’dan gelmiştir.
Cam yapımının, binlerce yıl öncesine dayanan Mezopotamya ve Mısır’daki kökenleri, İskandinavya ile dünyanın diğer bölgelerindeki erken dönem cam üretimi arasında ilginç ve uzun mesafeli bir bağlantıya işaret ediyor. İsveç en fazla 500 yıllık, önce zanaat temelli sonra endüstriyel cam üretimi dönemini ancak yakın zamanda geride bıraktı. İsveç’te cam üretiminin kuruluşu hayli geç bir tarihte, on altıncı yüzyılda gerçekleşti. Çoğunlukla Roma (3) döneminde Akdeniz bölgesinden İsveç’e gelmiş olan cam nesnelere dair çok daha eski arkeolojik bulguları İskandinavya’daki cam üretiminin bu epeyce geç gelişimini düşünerek değerlendirmek ilginçtir. İskandinavya’daki halklar o dönemde Akdeniz’dekilerle düzenli temas halindeydi ve uzaklardaki bu ilişkilerden öğrenilen âdet ve görgüleri taklit etmek suretiyle, değerli cam kaplarda şarap sunma ve içme gibi gelenekler İskandinavya’da da uygulanıyordu.
Bodil Petersson’un yazısının tamamını okumak için sergi kataloğuna göz atabilirsiniz. Katalog hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.
Kapak Fotoğrafı: Peo Olsson
(1) Kent Andersson, Glas – från romare till vikingar (Uppsala: Balderson Förlag, 2010).
(2) Linda Qviström, Rum utan utsikt: fönster och ljus i medeltida byggnader, doktora tezi (Stokholm: Stockholm Üniversitesi, 2019); Torben Sode, Bernhard Grautze and Mads Dengsø Jessen, “Viking Age Windows: A reassessment of windowpane fragments based on chemical analysis (LA-ICP-MS) and their find contexts”, Danish Journal of Archaeology 2023, Cilt. 12, 1–26, 2020, https://doi.org/10.7146/dja.v12i1.131493.
(3) Ulf Näsman, Glas och handel i senromersk tid och folkvandringstid: en studie kring glas från Eketorp-II, Öland, Sverige, doktora tezi (Uppsala: Uppsala Üniversitesi, 1984).
Zihnimde iki imge var. Birinde, yaşlı, buruşmuş bir adam torununu sevinçle havaya kaldırıyor. Diğerinde ise, asırlık bir armut ağacının dalları meyveyle dolup taşıyor. İkisi de yaşlanma ile yenilenmenin kesişen süreçlerinde yerçekimi ile yükselişin ahengine dair oldukça derin bir şey söylüyor gibi. Yaşlı adam ve bebekten başlayalım.
Marcel Dzama’nın Pera Müzesi’ndeki kişisel sergisi Ay Işığıyla Dans vesilesiyle Brooklyn’de bulunan atölyesinde buluşuyoruz. Bu çok soğuk Ocak gününde bizi sıcacık bir gülümsemeyle karşılıyor ve birkaç saatliğine onun gerçeküstü karakterler, müzik, dans, siyaset ve oyunla dolu dünyasına dahil oluyoruz.
Salı - Cumartesi 10.00 - 19.00
Cuma 10.00 - 22.00
Pazar 12.00 - 18.00
Müze Pazartesi
günü kapalıdır.
Çarşamba günleri öğrenciler müzeyi
ücretsiz ziyaret edebilir.
Tam: 300 TL
İndirimli: 150 TL
Grup: 200 TL (toplu 10 bilet ve üstü)