21 Kasım 2025
Gilbert ve George, sanatla hayat arasındaki sınırı tamamen silmeyi amaçlayan radikal bir ikili. Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar sergisi kapsamında hazırlanan bu yazıda, ikilinin “yaşayan heykel” anlayışını, grid tekniğini ve gündelik hayatı sanatın merkezine taşıyan benzersiz pratiklerini inceliyoruz.
1967’de St. Martin Sanat Okulu’nda tanışan Gilbert Proesch ve George Passmore, sanat üretimini yalnızca bir yöntem değil, birlikte yaşanan bir hayata dönüştürüyor. Spitalfields’teki evlerinde 50 yılı aşkın süredir beraber yaşayan ikili, bireysel kimliklerini ortak bir sanatçı kimliğine feda ederek sanat dünyasında eşine az rastlanır bir model sunuyor. [1]
İkilinin 1969 tarihli ikonik performansı Şarkı Söyleyen Heykel, “yaşayan heykel” kavramını ortaya koyan en güçlü işlerinden biri. Yüzlerini bronz rengine boyayarak takım elbiseleri içinde robotik hareketlerle Underneath the Arches şarkısını söylemeleri, performansı hem heykel hem performans hem de sosyal yorum alanına yerleştiriyor.
1930’ların İngiltere’sinde iki evsiz adamın hikâyesini anlatan bu şarkının seçimi, toplumun kenarında kalanlarla kurulan empatiyi görünür kılıyor. Gilbert ve George’un sanat anlayışının temelinde yer alan “Art for All” (Herkes için Sanat) manifestosu ise elitist sanat yaklaşımına meydan okuyan bir duruş sunuyor. [2] Manifesto, yalnızca bir slogan olarak değil, ikilinin tüm yazışmalarına ekledikleri kalıcı bir imza olarak sanatın demokratikleşmesi yönündeki ideallerini yansıtıyor.
1970’lerin ortalarından itibaren Gilbert ve George, fotoğraf grid’ini pratiğin merkezine yerleştiriyor. Ayrı çekilen fotoğrafların büyük paneller hâlinde bir araya gelmesiyle oluşan bu yapılar, zamanla vitrayı andıran parlak sarı, kırmızı ve yeşil tonlarıyla devasa görsel düzenlemelere dönüşüyor.
Sergide yer alan 1980 tarihli Entelektüel Depresyon, grid tekniğinin erken dönem bir örneği olarak dikkat çekiyor. Parlak sarı fonun önüne yerleştirilen karanlık, yapraksız bir ağaç, II. Dünya Savaşı sonrası Japonya tarafından Londra’ya hediye edilen ve daha sonra yerinden sökülen bir ağaçtan esinleniyor. Bu karşıtlık, sarının enerjisi ve ağacın çıplaklığı, dönemin melankolik atmosferini yansıtırken, aynı zamanda entelektüel dünyanın katı yapısına yönelik ironik bir eleştiri sunuyor.
Gilbert ve George’un grid’leri, Doğu Londra’nın gündelik hayatından besleniyor: Grafitiler, gazete başlıkları, reklam panoları, sakız izleri… Sokakların rastlantısal unsurları, grid’in düzeniyle birleşerek yeni bir anlam kazanıyor.
1977 tarihli Dirty Words Pictures serisinde, duvar yazıları Londra’nın farklı bölgelerinden portrelerle birleşerek şehrin ırksal, ekonomik ve sınıfsal gerilimlerini görünür kılıyor. Grid formatı burada yalnızca bir biçim değil, toplumdaki kırılmaları ve yan yana duran gerçeklikleri görselleştiren bir araç hâline geliyor.
Gilbert & George’un pratiğinde bedenleri, evleri, rutinleri ve yaşadıkları sokaklar sanatın ayrılmaz parçalarıdır. Grid yapılarındaki hiyerarşisizlik, her panelin eşit öneme sahip olması, onların sanatının demokratik vizyonunu biçimsel olarak yansıtıyor.
Yarım yüzyılı aşkın süredir sürdürdükleri bu kolektif bakış, Ortak Duygular sergisinin çok sesli ve çok katmanlı anlatısını zenginleştiriyor. Gilbert & George, sanatın yalnızca temsilden ibaret olmadığını; yaşantı, beden ve gündelik hayatla iç içe geçtiğinde yeni bir dil oluşturduğunu hatırlatıyor.
Yazı: Melih Aydemir
[2] https://www.moma.org/explore/inside_out/2015/06/24/all-in-gilbert-georges-art-for-all/
Hafıza güvenilmesi güç bir şeydir: ayrıntılar belirsizleşir ve öngörülemez bir hâl alır. Hatırlamak için gayret ettikçe daha az şey görürsünüz. Kendisini durmadan çürüten bir hafızanın anısı... Son zamanlarda kendimi, duyguların daha dirençli olduğu noktasında ikna etmeye çalışırken buluyorum; ne var ki bu, epey zor bir iş.
Tracey Emin, kişisel deneyimlerini saklamaktan ziyade sergileyerek, mahremiyeti çağdaş sanatın en görünür alanlarından birine taşıyan bir sanatçı. Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar sergisinde yer alan çalışmaları üzerinden, 1990’ların çağdaş sanat dünyasının en tartışmalı figürlerinden biri olan Emin’in, otobiyografik deneyimi sanat diline dönüştüren pratiğine yakından bakıyoruz.
Salı - Cumartesi 10.00 - 19.00
Cuma 10.00 - 22.00
Pazar 12.00 - 18.00
Müze Pazartesi
günü kapalıdır.
Çarşamba günleri öğrenciler müzeyi
ücretsiz ziyaret edebilir.
Tam: 300 TL
İndirimli: 150 TL
Grup: 200 TL (toplu 10 bilet ve üstü)