Yönetmenler: Su Baloğlu, Merve Bozcu
Türkiye, 2017, 80’, renkli, Türkçe; İngilizce altyazılı
 

Bir film nasıl yapılır? Nereden başlanır? Yönetmen her şeyi bilmek zorunda mıdır? Tekniği erkekler daha mı iyi bilir? Set çalışanları neden beni değil de görüntü yönetmenini dinliyor? İki kadın yönetmenle çalışmak mı? Yönetmen yardımcım iyi bir yönetmen olmadığımı mı yayıyor? Dünyanın en zor işi karı-koca sette olmak mı? Sinema alanında akademisyenliği seçmiş iki genç, Merve ve Su’yu, üniversitenin korunaklı ortamından sete çeken, bu soruların cevaplarını aradıkları bir film yapma fikri olur. Bütün tecrübesizlikleri ile çıktıkları bu yolda film yapmanın en ironik anlarını kendi yaşadıkları deneyim üzerinden belgelerler. Onun Filmi, cevapları kimi zaman verilen kimi zaman havada asılı bırakılan pek çok soruyla örülü, on dört yönetmen kadının Türkiye sinemasında kadın sinemacı olmayı, kadın olmayı, çalışan kadın olmayı anlattıkları bir dünyanın hikâyesidir.

 

Ulusal Belgesel Yarışması <br>37. İstanbul Film Festivali

Araf

Ulusal Belgesel Yarışması <br>37. İstanbul Film Festivali

Başka Tren Gıdı Gıdı

Ulusal Belgesel Yarışması <br>37. İstanbul Film Festivali

Fındıktan Sonra

Ulusal Belgesel Yarışması <br>37. İstanbul Film Festivali

Güzel Adam Süreyya

Ulusal Belgesel Yarışması <br>37. İstanbul Film Festivali

Onun Filmi

Ulusal Belgesel Yarışması <br>37. İstanbul Film Festivali

Parçalar

Ulusal Belgesel Yarışması <br>37. İstanbul Film Festivali

Saraybosna Yürüyüşü

Ulusal Belgesel Yarışması <br>37. İstanbul Film Festivali

Turtle Shells

Ulusal Belgesel Yarışması <br>37. İstanbul Film Festivali

Yerel TV

Ulusal Belgesel Yarışması <br>37. İstanbul Film Festivali

Zavar, Çocuk ve Keklik

“Sönüp gitmektense yanıp kül olmak daha iyidir”

“Sönüp gitmektense yanıp kül olmak daha iyidir”

1962’de fluxus hareketinin önde gelen üyelerinden Philip Corner, Piano Activities (Piyano Etkinlikleri) başlıklı bir performans sırasında yaptıklarıyla ciddi müzik çevrelerinde büyük olay yaratmıştı.

ÇOK İŞ VAR YAPACAK <br>…lâkin zaman!

ÇOK İŞ VAR YAPACAK
…lâkin zaman!

Yitirilmiş bir dostun ardından ona, onun geride bıraktıklarına dönüp bakmak bugün bize ulaşanların izlerini sürerek ona dair, “eseri”ne dair bir şeyler yapmaya kalkışmak ne zor işmiş! Samih Rifat’ın, birbirimize seslendiğimizde kullandığımız unvanıyla “Samih Usta”nın fotoğrafları, filmleri, desenleri, çevirileri, şiirleri, kitapları ve defterleri etrafında, birlikte farklı kurumlarda mesai yaptığı arkadaşlarının çalıştığı Pera Müzesi’nde açılacak bir sergi ve başka bazı etkinlikler yapma  hazırlama sorumluluğunu üstlendiğimde doğrusu bu zorluğu sezmiş ama köklerinin ne denli derine inebileceğini tam olarak kavramamıştım. Birden fazla nedenle.

Osmanlı’da Kahve İkramı

Osmanlı’da Kahve İkramı

Osmanlı saray ve konak haremlerinde kahve ikramı törenle yapılırdı. Önce gümüş tatlı takımı ile tatlı (reçel) sunulur, ardından kahve ikramı başlardı. Kahve güğümü, tombak, gümüş veya pirinçten yapılmış, ortasında kor ateş bulunan ve kenarlarına takılı üç zincirden tutularak taşınan sitile oturtulurdu. Sitil örtüsü ise, yuvarlak, atlas veya kadifeden, sırma, sim, pul, hatta inci ve elmas işlemeli olurdu.