Göl

Yönetmen: Ömer Kavur
Oyuncular: Müjde Ar, Hakan Balamir, Talat Bulut, Orhan Çağman, Mehmet Esen, Ferda Ferdağ, Aydan Burhan
Türkiye, 1982, 83’, renkli, Türkçe; İngilizce altyazılı
 

Hastalıklı bir tutkuyu konu alan psikolojik gerilim Göl, büyükşehirde çalışan Nalan adında bir şarkıcının (Müjde Ar), kasabadaki gazinoya davet edilmesiyle başlar; Nalan kasabaya geldiği anda şu söz seyirciyi karşılar: “Kasaba hayatı ıssızdır”. Kasabanın en güçlü adamı Murat’ın (Hakan Balamir) ölen eşinin yerine koyup tutsak aldığı Nalan, bu ıssızlığı Hasan’a duyduğu ilgiyle aşmaya çalışırken, Murat’ın “her şeyin eskisi gibi olacağı”na dair takıntısı filmin gerilimle dolu atmosferini oluşturur. Göl, kasabanın sınırlılığında ve küçüklüğünde, söz edilen “ıssızlığın”, “yabancı” ve dolayısıyla “arzu nesnesi” olarak görülen kadının hayatındaki “tekinsizliğe” dönüşümüyle anlam kazanır. Senaryosunu Selim İleri’nin yazdığı, yapımcılığını ise Atıf Yılmaz’ın üstlendiği Göl, Hakan Balamir anısına gösteriliyor.

 

Cinemania <br> 37. İstanbul Film Festivali

Göl

Cinemania <br> 37. İstanbul Film Festivali

Şoför Nebahat

Cinemania <br> 37. İstanbul Film Festivali

Siyah Otomobil

Cinemania <br> 37. İstanbul Film Festivali

Keşanlı Ali Destanı

Çıplak Kadından Çıplak Tene

Çıplak Kadından Çıplak Tene

Üryan, Çıplak, Nü: Türk Resminde Bir Modernleşme Öyküsü sergisi kapsamında, Cumhuriyet Gazetesi yazarı, Marmara ve Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Nazlı Pektaş’ın, serginin küratörü Ahu Antmen ile yaptığı ve kısa hali Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan röportajın tamamını paylaşıyoruz.

Osmanlı’da Kahve İkramı

Osmanlı’da Kahve İkramı

Osmanlı saray ve konak haremlerinde kahve ikramı törenle yapılırdı. Önce gümüş tatlı takımı ile tatlı (reçel) sunulur, ardından kahve ikramı başlardı. Kahve güğümü, tombak, gümüş veya pirinçten yapılmış, ortasında kor ateş bulunan ve kenarlarına takılı üç zincirden tutularak taşınan sitile oturtulurdu. Sitil örtüsü ise, yuvarlak, atlas veya kadifeden, sırma, sim, pul, hatta inci ve elmas işlemeli olurdu.

ÇOK İŞ VAR YAPACAK <br>…lâkin zaman!

ÇOK İŞ VAR YAPACAK
…lâkin zaman!

Yitirilmiş bir dostun ardından ona, onun geride bıraktıklarına dönüp bakmak bugün bize ulaşanların izlerini sürerek ona dair, “eseri”ne dair bir şeyler yapmaya kalkışmak ne zor işmiş! Samih Rifat’ın, birbirimize seslendiğimizde kullandığımız unvanıyla “Samih Usta”nın fotoğrafları, filmleri, desenleri, çevirileri, şiirleri, kitapları ve defterleri etrafında, birlikte farklı kurumlarda mesai yaptığı arkadaşlarının çalıştığı Pera Müzesi’nde açılacak bir sergi ve başka bazı etkinlikler yapma  hazırlama sorumluluğunu üstlendiğimde doğrusu bu zorluğu sezmiş ama köklerinin ne denli derine inebileceğini tam olarak kavramamıştım. Birden fazla nedenle.