Belalı Düğün

  • 17 Haziran 2017 / 18.30
  • 21 Haziran 2017 / 19.00

Yönetmen: Baltasar Kormákur
Oyuncular: Hilmir Snaer Gudnason, Margrét Vilhjálmsdóttir, Ólafur Darri Ólafsson
İzlanda, 2008, 96’, renkli
İzalandaca; Türkçe altyazılı

Jon, sizi düğününe davet ediyor! Fakat tüm kültürlerde insanları buluşturan, mutlu eden ve eğlendiren o çok özel gece, düğün gecesi, bu filmde biraz farklı. Nedeni ne somurtkan ve şikayetçi akrabalar ne sarhoş olup geceyi renklendiren yakın arkadaşlar ne de gelinle damat arasındaki dikkat çekici yaş farkı… Evet, bunlar da var ama Belalı Düğün’ün alametifarikası şu ki, düğünümüz İzlanda’da güneşin hiç batmadığı o aydınlık gecede, 21 Haziran’da gerçekleşiyor. En sevilen İzlandalı yönetmenlerden Baltasar Kormákur’un imzasını taşıyan film, gücünü kuzey mizahından alıyor.

Beyaz Gecelerin Alacakaranlığında

Gençlik Başımda Duman

Beyaz Gecelerin Alacakaranlığında

Doğada Tek Başına

Beyaz Gecelerin Alacakaranlığında

Belalı Düğün

Beyaz Gecelerin Alacakaranlığında

Bir Yaz Masalı

Beyaz Gecelerin Alacakaranlığında

Uykusuz

Belalı Düğün

Çıplak Kadından Çıplak Tene

Çıplak Kadından Çıplak Tene

Üryan, Çıplak, Nü: Türk Resminde Bir Modernleşme Öyküsü sergisi kapsamında, Cumhuriyet Gazetesi yazarı, Marmara ve Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Nazlı Pektaş’ın, serginin küratörü Ahu Antmen ile yaptığı ve kısa hali Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan röportajın tamamını paylaşıyoruz.

Osmanlı’da Kahve İkramı

Osmanlı’da Kahve İkramı

Osmanlı saray ve konak haremlerinde kahve ikramı törenle yapılırdı. Önce gümüş tatlı takımı ile tatlı (reçel) sunulur, ardından kahve ikramı başlardı. Kahve güğümü, tombak, gümüş veya pirinçten yapılmış, ortasında kor ateş bulunan ve kenarlarına takılı üç zincirden tutularak taşınan sitile oturtulurdu. Sitil örtüsü ise, yuvarlak, atlas veya kadifeden, sırma, sim, pul, hatta inci ve elmas işlemeli olurdu.

ÇOK İŞ VAR YAPACAK <br>…lâkin zaman!

ÇOK İŞ VAR YAPACAK
…lâkin zaman!

Yitirilmiş bir dostun ardından ona, onun geride bıraktıklarına dönüp bakmak bugün bize ulaşanların izlerini sürerek ona dair, “eseri”ne dair bir şeyler yapmaya kalkışmak ne zor işmiş! Samih Rifat’ın, birbirimize seslendiğimizde kullandığımız unvanıyla “Samih Usta”nın fotoğrafları, filmleri, desenleri, çevirileri, şiirleri, kitapları ve defterleri etrafında, birlikte farklı kurumlarda mesai yaptığı arkadaşlarının çalıştığı Pera Müzesi’nde açılacak bir sergi ve başka bazı etkinlikler yapma  hazırlama sorumluluğunu üstlendiğimde doğrusu bu zorluğu sezmiş ama köklerinin ne denli derine inebileceğini tam olarak kavramamıştım. Birden fazla nedenle.